Yeni mesajlar Yeni konular En çok mesaj En çok tepki En çok görüntülenen

En çok mesaj

❖BİLGİLENDİRME❖ Dil (lisan) [* Eğitim ]

Vhannıbal©

Moderator

Dil (lisan)

Dil veya lisan, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık, temelitarihin bilinmeyen dönemlerinde atılmış bir gizli anlaşmalar düzeni, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur.
Dil, birbirleriyle yakın ilişkili iki farklı tanımın kullanımını belirtir. Tekil anlamda dil, genel bir olgudur veya örneğin Alman dili veya Çince gibi somut bir dili ifade eder. Burada dil genel anlamda bir olgu olarak ele alınmaktadır.
Dil, iki farklı görüş açısı altında tanımlanabilir:

. İnsanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dil, kelimelerden oluşan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletişim biçimlerinin yanı sıra insanların en etkili iletişim şekli olan sözlü iletişimi tanımlar. Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve sözcükler aracılığıyla veya işaret dilinde olduğu gibi işaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır (“İşaret dili” ile karşılaştırınız). Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal işaretlerle veya Lorm’lar aracılığıyla aktarılır. Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletişim mümkündür (“Yazı dili” ile kıyaslayınız.[2]Konuşma dilinin ve yazı dilinin tanımları). Dil, anlambilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, sözcüklerin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır. Bir dilin en küçük parçası sözcük, jest veya seslenmedir. Konuşmacıda olan hemen hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletişim sağlanmış olur. Bu bakımdan sözcükler bilinçli olarak seçilmiş sembollerdir ve aynı şekilde istence bağlı düşüncelerdir. Örnek olarak Edward Sapir’in dil tanımı şu şekildedir (1921): “Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. ”

. Mutlak anlamda dil, düşüncenin ve dünya görüşünün iletişim aracı olarak tanımlanır. İlk olarak Wilhelm von Humboldt’un yaptığı gibi bu tanım, dilin insanların bütün karmaşık etkinlikleri ve düşünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır. Dil insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine dünyadaki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak oluşturulur. Nesneler ve durumlar dünyanın dilsel olarak kavranışı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüşürler. Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için dünyada bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı. O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir dünyada hayvan gibi yaşamamıştır. İnsanlar bu dünya üzerinde başlangıçta bütünleyici olarak ve zaman zaman dil aracılığıyla anlaşmıştır, hatta dil ile iç içe yaşamıştır. Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder. Bu yaklaşım da dilin olgusu karşısında bir iletişim aracı olarak bulunur. (Martin Heidegger, Ernst Cassirer, Hans-Georg Gadamer).
Ayrıca dilin gösterge bilimiyle (işaret bilimi) bağlantılı olan tanımı da önemlidir. Bu gelenekten sonra Ferdinand de Saussure, dili bir göstergeler sistemi olarak tasarlamıştır ve bu dil göstergesini telaffuzun (signifiant = gösteren) ve fikrin (signifié = gösterilen) zorunlu ilişkisi olarak hatta zihinsel bir şeyler olarak ifade etmiştir.
Dil, kuşaklar arasında ve aktüel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün taşıyıcısıdır. Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur. Bu iki olgudan herhangi birinde olan değişiklik diğerini de etkiler. Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur. Dil, toplumda var olan bir gerçekliktir. Onun için toplum örnekleminde bulunan unsurların benimsemesi olmadan bir dile dışarıdan etki etmek zordur.

Genel anlamıyla dil


Dilin tanımı


Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir araçtır; dilkendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlıktır. Dil bir milleti birleştiren, koruyan ve o milletinortak malı olan sosyal bir müessesedir. Dil yüzyıllar boyu gelişerek meydanagelmiş bir sosyal kurumdur. Dil seslerden örülmüş bir ağ niteliğindedir. Diltemeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir sistemdir.
Dil diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eder vesosyal bağlarımızı düzenleyen bir araç olarak hayatımızın her safhasındabizlerin yanında bulunur. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve heryerde dil ile iç içe yaşarız. Dil doğuştan bilinemez. İnsan ilk aylardaağlamalar, taklitler, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır. Çocukiçinde yaşadığı topluluğun anadilini uzun bir sürede öğrenir. Daha sonrakulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılıkolduğunu anlamaya başlayarak dil öğrenimine adım atar.
Dil her zaman insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanzekâsının ve insanda sınırsız olan duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları insanınkendi benliğinin dışına ancak dil ile aktarılabilir. Bu bakımdan dil iledüşünce iç içedir. İnsan dil ile düşünür ve yaşar. Dilin gelişmesi düşünceye,düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesinisağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.

Dilin bilimsel tanımı

Dilin bilimsel tanımı, 19. yüzyılda Ferdinand de Saussure gibi dilbilimcilerin çalışmalarıylaçağdaş genel dilbilimin kurulmasından sonra yapılabilmiştir. Dil temelde, birkavram ile o sesin zihindeki karşılığının birbirine bağlanmasından doğar. Bubağlanma, doğal ve zorunlu değildir. Örneğin; "köpek" kavramı içinİngilizler “dog” sesini kullanırken, Almanlar “Hund” sesini, Fransızlar “chien”sesini kullanırlar. Bununla birlikte, kavram-ses imgesi bağının aynı toplumunbireyleri için zorunlu olması gerekmektedir; yoksa toplumsal anlaşmasağlanamaz. İnsan dilini bütün hayvan dillerinden ayıran iki temel özellikbulunmaktadır. Öncelikle insan dili, hayvan dilleri gibi kalıtım yoluyla eldeedilmez, aksine insan dili toplumsal çevre içinde öğrenim yoluyla elde edilir.Kuşaktan kuşağa farklı koşullar içinde gerçekleşen bu öğrenim sürecinde dilinde değişikliğe uğraması mümkündür. İnsan dilinin çeşitliliğine karşın hayvandillerinin değişmezliği, bu iki dil edinimi arasındaki farkın bir sonucudur.İkinci olarak, insan dilinin öğeleri olan göstergelerin son derece küçük parçalaraayrılabilmesi mümkündür. Bu küçük parçaların değişik biçimlerdebirleştirilmesiyle yeni dil öğeleri, yeni anlamlar, yeni sözcükler meydanagelir. Hayvan dillerinde böyle bir bölünme ve eklemlenme özelliği söz konusudeğildir. Kısaca söylemek gerekirse, dil toplumsal yaşamın hem ifadesi, hem devarlık koşulu durumundadır; hem sonuçtur, hem de nedendir.

Dilin doğuşu

Dilin nasıl oluştuğunu kesin olarak bilebilmenin bir yolu yoktur.İzleri yarım milyon yıl öncesine kadar dayanan insan yaşamına bakıldığındainsanların bu işi nasıl geliştirdiklerine dair bir kanıt bulunamamıştır. Bukanıt boşluğunda birçok teori ortaya atılmıştır.

1)TanrısalTeori:AllahÂdem’i yaratmıştır ve Âdem’in seslendirdiği her canlının ismi o olmuştur. BirHindu inanışına göre lisan evrenin yaratıcısı Brahma’nıneşi tanrıça Sarasvasti'den gelmektedir. Birçok dinde insanların lisanları ileyaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadangelmişse, insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır
2)YansımaTeorisi:İlk insanlar, çevrelerindeki sesleritaklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal sesyansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisinidesteklemektedir. Türkçede Vızıltı,mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlamagibi kelimeleryansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayankelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.
3)Ünlemler Teorisi: İlk insanlar, korkularını, acılarını,sevinçlerini, ruh hâllerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar, böylece diloluşmuştur.
4)Birlikteİş Teorisi: İlkinsanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar, birlikte tempo oluşturmuşlardır.

Dilin Özellikleri

1) Dolayımsallık: Dil hembir malzeme, hem de bir araçtır. İhtiyaç, duygu, düşünce vb. bildirirkenkullandığımız dil; kelime hazinesi, söz dizimi gibi ögelerle kendi malzemesinisunar.
2) Toplumsallık: Dillerinvaroluşu toplumlarla mümkündür. Diğer bir deyişle dil, toplumsallığın, birlikteyaşayışın bir sonucudur.
3) Bireysellik: Dillerigeliştiren, zenginleştiren, bu dili konuşan "insan" faktörüdür vedili kullanma "tarzları" bireylerde farklılık gösterebilir.
4) Göstergesellik: Sesboyutu ve içerik boyutu olarak ikiye ayrılabilir. Ses boyutu gösteren, içerikboyutuysa gösterilendir.
5) İletişimsellik: Diller,iletişim ihtiyacını gidermek için önemlidir.
6) Ereksellik: Diller,çeşitli ihtiyaçların bildirilmesi için önemlidir.
7) Süreçsellik: Dillersüreç içerisinde zenginleşebilir veya yok olabilir. Dilin canlılığı, bu süreçledoğrudan ilgilidir.
8) Birikimlilik: Dillerbirikimlidir. Yüzyıllar öncesinde kullanılan söz dizimleri, kurallar üzerineyenileri eklenerek zenginleşir.
 

Vhannıbal©

Moderator



Dilin belirleyici özellikleri

Bir dildeki konuşma dili ve yazı dili o dil sisteminin çeşitlenişleridir. Her şeyden önce konuşma dilimiz, yazı dilinin morfolojik ve sözdizimsel kurallarına dayanır. Bu durumların çoğunluğunda kuralların bazılarının dil bilgisi ve sözdizimsel açıdan yerine getirilmesi göze çarpmaktadır. Özne, yüklem ve nesne gibi belirli standartlaşmış sözcük sıralamalarına uyulur. Ama konuşma dili başka koşullar altında meydana geldiği için bir dizi kendine özgü özellik durumları söz konusu olmaktadır. Bu özellik durumları doğal dil edinimi ile öğrenilir ve konuşma süreci esnasında bilinçli olarak algılanamaz. Bu özellikler, özellikle dilsel durumun algılanmasına bağlıdır. Sesbilimsel anlama, nüanslamanın ve duyguların ifadesinin kendilerine özgü olabilirliklerini sunmaktadır.
Konuşma dili, kalıcılığı olmayan bir araçtır. Bundan dolayı konuşmacı tarafında kısıtlı bir öngörü kapasitesi ve devam eden iletişimdeki katkıyı sağlamlaştırma zorunluluğu doğmaktadır. Bu durum ara vermeksizin konuşma hakkı kaybedilmeden gerçekleştirilir. Ayrıca anlama ve anlaşılır olma konusunda başka talepler olacaktır. Bu talepler zaman baskısı olmaksızın kaleme alınmış ve keyfi olarak sık sık okunabilen yazılı metinler olabilir. Kendiliğinden oluşan bir dil karşılıklı iletişime dayalıdır. Dinleyici, konuşmacının katkılarının gerçekleşmesine geri bildirimler aracılığıyla sanki konuşmacının kendisiymiş gibi katılır, örneğin bu geri bildirimler “hım” gibi ünlemler veya mimikler olabilir. Konuşmacının yaşı, sosyal statüsü, cinsiyeti, lehçe bölgesi, tutumu ve davranışı gibi durumlarda iletişim için “Konuşma durumu” büyük oranda etkilidir. Buradaki “konuşma durumu” hangi bağlamda kim ile konuşulduğunu ifade eder. Birçok sözlü açıklama, sözlü olmayan eylemler ve ortak tecrübeler üzerine uyarılar aracılığıyla arttırılabilir.




“Algısal çerçeve” ve düzeltim olgusu

Konuşmacı sadece kısıtlı bir öngörü kapasitesine sahiptir. Zamansal çerçeve yaklaşık olarak 3 saniye içerisinde harekete geçebilir. Sinir sistemi ve beyin araştırmacısı ve biçim ruhbilimcisi Ernst Pöppelbu noktada bir “algısal çerçeve”den söz etmektedir. Bu “algısal çerçeve” içerisinde dürtülerin bütünleşmesi meydana gelebilir. Konuşma esnasında yardımcı olan ve zamansal olarak ardı ardına gelen bilgiler eşzamanlı olarak algılanabilir. Bu zaman çerçevesinde nadiren bir cümle “nokta ve virgül” ile ayrılır. Bu durumdan, az da olsa güzel konuşma sanatı olan retorik bakımından eğitimli ve büyük bir ifade repertuarına sahip bazı insanlar ayrı tutmak gerekir. Genellikle konuşmacının görüşlerinin başlangıcında kesin bir sözdizimsel yapı mevcut değildir. Bu yüzden çoğunlukla, önceden başlatılan dillerin yarıda bırakılması için bir zorunluluk ortaya çıkar. Düşünceler yeniden bir başlangıç için yeniden yapılandırılır veya var olan yapılar “konuşma sırasında düşüncelerin kademe kademe üretilmesi”nin (Heinrich von Kleist) doğruluğu konuşulabilsin diye bir başka yapıya dönüştürülür.
Sözlü bir ifade yazı dilinin aksine düzeltmeler aracılıyla bile geri alınamayabilir ama dil üretiminin yolu yeniden izlenebilir. Sık sık artık bilgiler söz konusu olduğundan düzeltmeler de önemli bir amacı yerine getirir. Bu amaçlar, anlamlılık oluşturma, açıklama ve niteliklerin belirtilmesi, içeriksel olarak zayıflama veya uzak kalmadır. Kendiliğinden düzeltme, yani onarım anlayış güvencesine ve nadiren de görünüm güvencesine hizmet eder. Düzenlilikler, “Zifonun/Hoffmann/Strecker“ (1997:443ff.) gibi araştırmacılarda tasvir edilir. İletişim arkadaşınız tarafından bir dinleyici sinyali aracılığıyla, şüpheli bir bakış veya baş sallama gibi sözlü olmayan etkenlerle ve basit şekilde bazı sinyallerin gerçekleşmemesiyle düzensizlikler ortaya çıkabilir. Telefon etmede bilinen bir olay dinleyicinin sinyallerinin “hım”, “evet” gibi sözcüklerle ahize sinyallerinin bastırılmasıdır. Bu, kısa bir süre meydana gelir.

Dilin iletişimsel unsuru olarak sınıflandırma işaretleri

Linguistik’te, “iletişimsel – edimsel dönüm noktası” edimsel ve sosyolinguistik teorilerinin etkisi altında ortaya çıktığında 70’li yılların başlarında konuşma dilinin yazı dili karşısındaki özellikleri eski haline getirildi. Psikolog ve filozof Paul Watzlawick’ın ekibinin iletişim teorisi de bu konuda büyük bir rol oynamaktadır. Bu teoriye göre her iletişim, içerik yönünün ve ilişki yönünün bir birimini ifade eder. Bir anlayış zamanla dilbilime de kapılarını kapatmamalı. Konuşma metinleri yazılmadan önce sıkıntı verici olarak bilinen ve düzenli olarak yok edildikten sonra iletişimsel unsur olarak ifade edilen özel sınıflandırma işaretleri mevcuttu. Sesleri temsil eden “ah”, “oh”, “yani”, ve “değil mi?” gibi leksikal (sözcüksel) dinleyici ve konuşmacı işaretleri sözlü iletişimde bir ifadenin daha küçük birimlere bölünmesini mümkün olmasını sağlar. Ayrıca bu işaretler, konuşmacı ve dinleyici arsındaki ilişkiyi konuşmanın kabulü bakımından ve konuşma hakkının güvenliğinin düzenlenmesini belirler. Bu leksikal sınıflandırma işaretlerinin ve içeriksel konuyla ilgili sınıflandırmanın yanı sıra özellikle prosodisch (bürünsel) unsurlar vardır. Bunlar; ses alçalması ve ses yükselmesi, dolu veya boş molalardır. Bu molalar, konuşmacının katkılarının içsel sınıflandırılmasının daha küçük iletişimsel birimler oluşturmasına yol açar. Birçok psikoterapik eğilimler “mecazi konuşmaları” eleştirmektedir. Konuşma başlangıçlarında kullanılan “şunu demek istiyorum…”, “düşünüyorum ki…” vb. gibi süslü püslü ama boş olan sözlerin neyi ilgilendirdiğini eleştiri noktası olarak görmektedir. Çoğunlukla böyle boş sözlerin içerikle ilgili imalı bir kullanımının söz konusu olmadığı burada belirtilmelidir. Ancak konuşma hakkının savunulması çabası devam etmeli. Aynı zamanda bilginin aktarımı sırasında konuşma hakkı güvenceye alınabilsin diye ifadenin gereksiz kısmı başta bulunmalı. Daha uzun bir dikkat gerektiren hikâye, öykü gibi türlerde “fıkra belirtileri” diye adlandırılan şu giriş cümleleri kullanılır: “Dün bana ne olduğunu biliyor musun?”, “Olanları duydun mu?” vb. Burada konuşmacı, dinleyicisinin eğilimini hesaba kattığını ve sözü dinleyicisine bırakmak için geniş bir zaman verdiğini gösteriyor. Bazen yanlış bir işaret ile rahatsız edici bir iletişimin temeli oluşur. Arkadaş çevresinde cümlesine “Dikkat et…” şeklinde başlayan bir kişi, başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir. “Dikkatli olunuz!” boş sözü belki bir tehdit veya belki de bir nasihat olarak hissedilebilir.


Dillerin sınıflandırılması



Doğal diller



İnsanlar tarafından konuşulan bir dil veya tarihi ve art zamanı bulunan bir dil olan işaret dili Linguistik çerçevesinde doğal dil olarak tanımlanır. Bilişimsel dilbilim içerisinde “doğal bir dilin” karakteristik özelliği, dilsel bir konuşma sistemi yeterliliği ve dilsel ifadeleri benimsemek olarak tanımlanır. Bu ifadeler tam bir cümleden oluşmalıdır ve tek bir cümleden birçok anlam çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra “doğal dilleri anlama” ve “karşılıklı ses verme” arasında fark vardır. Her bir sözcüğün ve tonların anlaşılması sınırlıdır.
Dilin ve dil kullanımının bütün yönleriyle ve tek tek somut diller ile uğraşan bilim dalı Linguistik veya dilbilimdir. Bunun yanı sıra, genel dilbilim insana özgü dilleri bir sistem olarak araştırır, ayrıca dilin genel ilkelerini, kurallarını ve koşullarını araştırır. Uygulamalı dilbilim, dilin somut kullanımı bağlamında ortaya çıkan konuları ele alır. Tarihsel dilbilim, dillerin tarihsel gelişimini ve genetik akrabalıklarını araştırır, bunu genel anlamda dil değişimi gibi tek tek dillerin öğelerinin tarihini göz önünde bulundurarak yapar. Karşılaştırmalı dilbilim, diller arasındaki farklılıkları ve ortak özellikleri araştırarak elde eder ve bunları belirli kriterlere göre sınıflandırır. Ayrıca dil önermelerini yani bütün dillerde veya birçok dilde ortak olan özellikleri araştırarak ortaya çıkarmaya çalışır.
Doğal diller, özellikle yapısal ve sözcükle ilgili anlaşılmazlıklar ve belirsizlikler bakımından doğal olmayan dillerden farklıdır. Bu doğal olmayan dillere programlama dilleri örnek gösterilebilir. Böyle bir tanımlamaya göre Esperanto gibi yapay diller doğal olmayan dil olarak sınıflandırılır, çünkü bu gibi dillerin bağımsız tarihi bir gelişimi söz konusu değildir. Doğal diller de yapay diller de jest, mimik ve iletişimdeki ton değişimleri için ses melodisi gibi aksan ve şiveleri kullanır.

Dilbiliminin içinde, dilin özel yönleriyle uğraşan çok sayıda büyük ve küçük alanlar vardır. Bunlar; dil ve düşünce, dil ve gerçeklik veya dil ve kültür arasındaki ilişki ile sözlü ve yazılı dillerdir. İnsanlığın ana dili üzerine varsayımlar özellikle kurgusaldır, söylentiye dayanır; bu paleo dilbilim alanın araştırma konusudur. Dilin kullanımı, kural değeri taşıyan bakış açıları altında sözlüklerde (imla kılavuzlarında, yazı biçimi sözlüklerinde) ve dil bilgisi kullanımlarında tanımlanır.
Belirli dilbilimsel alanların yanı sıra, dilin etkisini, yaratıcı gelişimini ve anlamını yoğun olarak özellikle açıklayan bilimsel alanlar vardır. Bu alanlara; söz sanatlarını inceleme bilgisi (retorik), edebiyat bilimi, hem felsefenin hem de dilbiliminin alt alanı olarak dil felsefesi ve etnoloji dâhildir.

Biçimsel diller

Doğal dillerin aksine biçimsel diller mantık ve kitle öğreniminin araçlarıyla tanımlanabilir (temel ifadelerin sayılabilir çokluğu, düzyazı kuralları, biçim olarak güzel ifadeler). Biçimsel mantığın tanımlama ilkeleri de doğal dilleri kullanır; bu alandaki öncü çalışmaları Amerikan Mantıkçı Richard Montague yapmıştır. Tamamıyla bir yeniden oluşturma elbette mümkün değildir. Çünkü mantık da doğal dillerden türemiştir. Sonuç olarak doğal dillerdeki her şeyi kararlaştırmak zorundayız (Ludwig Wittgenstein).

Tek tek diller

Dil, özel anlamda Almanca, Japonca veya Svahili dili (asıl adıyla Kiswahili, Doğu Afrika'da kullanılan bir dildir) gibi belirli tek tek dilleri belirtir. İnsanlığın sözlü dilleri, dil aileleri içerisindeki genetik akrabalıklarına göre sınıflandırılır; bu sınıflandırma dil kodlamaları aracılığıyla her ayrı dile göre uluslar arası alanda ISO 639”a göre yapılır (ISO=Uluslararası Standart Organizasyonu 639 standartlarına göre). 2005 yılında yayımlanan “National Geographic” dergisine göre dünya genelinde 6912 dil aktif olarak kullanılmaktadır. Fakat günümüzde var olan aşağı yukarı 6500 dilin neredeyse yarısından fazlası yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır, çünkü bu diller artık ya hiç konuşulmuyor ya da artık yeni nesillere aktarılmıyorlar. Bu durum muhtemelen, günümüzde halen var olan dillerin büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içerisinde yok olmasına sebep olacaktır. Toplum, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerle ilgilenmeyi ve insanlığın mirası kabul edilen bazı dilleri belgelendirmeyi destekliyor. Ayrıca bu dillerin, üzerinde çalışılan özellikleri vasıtasıyla sınıflandırılmasını da destekliyor.
Dil yaşayan bir canlıdır. Dil doğar, zaman içerisinde değişir ve tekrar yok olur gider, ama bu yok oluş biyolojik anlamda değildir, aksine gelecek kuşaklara aktarılma anlamında bir yok oluştur; burada canlı olma, işlevlerin çeşitliliği için mevcuttur. Günlük hayatta artık kullanılmayan yani ölü diller olarak kabul edilen diller kendi yerlerini alan dillerde izlerini bırakırlar; örneğin Roman dillerinde (İtalyanca, Fransızca, Rumence vb.) ve diğer başka dillerde de çoğunlukla dilsel ifadelerin alınması yoluyla Latincenin izleri görülür.
Diller, kökenlerine göre etnik diller ve yapay diller diye sınıflandırılırlar. Bir etnik dil veya halk dili, örneğin bir kök dil Peru ve Bolivya arasındaki Titikaka (Titicaca) gölü kıyısındaki “Aymara” olabilir. Örneğin bir yapay dil ise Martin Luther tarafından yapılan İncil çevirisi zamanındaki Almancadır, çünkü ondan önce çok sayıda, tamamen farklı Almanca kök diller vardı ve bu kök diller de kelime dağarcığında birçok farklılıklar gösteriyordu. En çok tanınan, kendine özgü ve çok yaygın bir yapay dil örneği Esperantodur ama Esperanto dünya dili olarak kabul edilmeye henüz çok uzaktır. (Orijinal adı “Lingvo Internacia” olan “Esperanto”, kendini “Dr. Esperanto” olarak tanıtan Polonyalı göz doktoru “Ludwik Lejzer Zamenhof” tarafından, farklı dilleri konuşan kişiler arasındaki iletişim zorluklarının, öğrenilmesi kolay bir ortak dil ile aşılabileceği düşüncesiyle 1887 yılında üretilen bir yapay dildir.)

Konuşulan diller

Konuşulan diller, var olan bir dilin sözlü ifadelerinin bütünüdür. Konuşulan dillerin yazılı dillerden farklı olarak görsel ve el ile oluşturulmuş işaret dili ve konuşma dışı iletişim (Parasprache) gösterilebilir. Konuşulan diller insanlığın dilinin ilk ve temel biçimidir. Bazı kültürlerde yazı dili geçmişte yoktu ve hala da yok.
Konuşulan diller kendiliğinden ve özgür biçimde ifade edilen konuşmalardır. Bu konuşmalar düzenlenmemiş ve gözlemlenmemiş iletişim durumlarıdır ve bu konuşmalar iki veya daha fazla konuşmacı arasında gerçekleştirilir. Bu durum yazılı olarak önceden ifade edilen konuşmalarda hariç tutulur. Konuşulan dillerin özel oluşum durumları, kısıtlı normalleştirmesinin yanı sıra konuşmanın duruma bağlılığına, etkileşimliliğine ve az da olsa işleme zamanına aittir. Konuşulan dillerin özelliklerine elips oluşturma da dâhildir. Bu sözdizimsel olarak tamamlanmamış cümleler anlamına gelmektedir. Ayrıca ünlemlerin kullanımını ve dinleyici ve konuşmacı işareti gibi sınıflandırma işareti olarak adlandırılan farklı düzeltilmiş olguları da ifade eder.

Yapay dil

Diğer birçok dilin aksine yapay diller kaynağı belli olan dillerdir. Yapay diller, o dili oluşturan kişi ya da komisyonun adı bilinir olan dillerdir. Yapay dillerin dil bilgisi yapıları tarihin akışı içerisinde insanların günlük kabulleri ya da yönelimleriyle belirlenmiş ve tamamen insan eliyle yapılandırılmış olan dillerdir. Örnekler: Esperanto, Elfçe, Kiril Türkçesi, İdo dili, Kotava, Toki Pona,Torozek,Futsch,Apot***in.

Halk dili

Halk dili bir halkın her yerde konuştuğu dile verilen isimdir. Halk dili, eski bir dil biçimi veya dinde, bilimde veya sahnede kullanılan bir yabancı dildir. Bu durum birçok kültür çevresinde eskiden de böyleydi, bugün de böyledir.
Halk dili terminolojisine dair

Halk dili kısmen ülke diline ve ana dile anlamca yakın kullanılır. Halk dili kavramı öncelikle şu şekilde ortaya çıkmıştır: yöresel dil yabancı bir dile karşı oluştu veya halk dili “daha düşük bir dil seviyesi” bağlamında yüksek dil seviyesinden ayrılış olarak görülür. Halk dili özellikle dinin ve bilimin dili olarak görülür.
Halk dillerinin rolü

Orta ve Batı Avrupa’da ayrı ayrı halk dilleri yüzyıllar boyunca dini ayinlerin ve edebiyatın dili olan Latince karşısında ortaya çıkmıştır. “Şarlman” (Karl der Große) zamanında Almanca, inançların arabuluculuğu için halk dili olarak büyük anlam kazandı. Ayrıca Martin Luther’in İncil çevirisi de bu amaca hizmet etmişti, çünkü bu İncil çevirisi de konuşma dilinden basit bir aktarım değildi. “Halk dillerine yönelmede”, Yeni Çağ’ın başlarında bütün Avrupa’da gözlemlenen bir eğilim söz konusudur.
 

Çevrimiçi üyeler

Çevrimiçi istatistikler

Çevrimiçi üyeler
1
Çevrimiçi ziyaretçiler
59
Toplam ziyaretçiler
60

Forum istatistikleri

Konular
15,837
Mesajlar
128,564
Üyeler
1,712
Son üye
hasan755

Forumu ziyaret eden üyeler [24Saat]

  1. 29 Mayıs 2020, 9:13 AM

    cagribey42

  2. 29 Mayıs 2020, 9:10 AM

    kamil1234

  3. 29 Mayıs 2020, 9:05 AM

    RamSeS>>2

  4. 29 Mayıs 2020, 9:04 AM

    TatanKa>>2

  5. 29 Mayıs 2020, 8:58 AM

    Birali

  6. 29 Mayıs 2020, 8:44 AM

    TeoMaN

  7. 29 Mayıs 2020, 8:40 AM

    samut

  8. 29 Mayıs 2020, 8:34 AM

    yubu

  9. 29 Mayıs 2020, 8:34 AM

    keremoli

  10. 29 Mayıs 2020, 8:27 AM

    Timsah_xsat

  11. 29 Mayıs 2020, 8:24 AM

    veliyıldırım

  12. 29 Mayıs 2020, 8:19 AM

    DreAm_M@x

  13. 29 Mayıs 2020, 8:07 AM

    macmac

  14. 29 Mayıs 2020, 8:03 AM

    ggforce

  15. 29 Mayıs 2020, 7:51 AM

    oktay06

  16. 29 Mayıs 2020, 7:49 AM

    benim

  17. 29 Mayıs 2020, 7:48 AM

    BextrH

  18. 29 Mayıs 2020, 7:43 AM

    msonmez16

  19. 29 Mayıs 2020, 7:42 AM

    ryuji

  20. 29 Mayıs 2020, 7:42 AM

    Locos

  21. 29 Mayıs 2020, 7:30 AM

    hasan755

  22. 29 Mayıs 2020, 7:20 AM

    ramadan güdücü

  23. 29 Mayıs 2020, 6:57 AM

    juventinos68

  24. 29 Mayıs 2020, 6:36 AM

    CoSmicMax

  25. 29 Mayıs 2020, 6:20 AM

    izet

  26. 29 Mayıs 2020, 5:39 AM

    nyakec

  27. 29 Mayıs 2020, 5:27 AM

    duman

  28. 29 Mayıs 2020, 4:37 AM

    Memo®ist

  29. 29 Mayıs 2020, 4:11 AM

    ivancha

  30. 29 Mayıs 2020, 4:11 AM

    payam10

  31. 29 Mayıs 2020, 4:00 AM

    ba.6155

  32. 29 Mayıs 2020, 3:54 AM

    Fazli70

  33. 29 Mayıs 2020, 2:53 AM

    Utkuyesil

  34. 29 Mayıs 2020, 2:30 AM

    MeMaTi>>2

  35. 29 Mayıs 2020, 2:28 AM

    zeid_max

  36. 29 Mayıs 2020, 2:22 AM

    Mehmetkarahanlı

  37. 29 Mayıs 2020, 2:20 AM

    ScOrPy

  38. 29 Mayıs 2020, 2:13 AM

    DreaMeR>>2

  39. 29 Mayıs 2020, 1:58 AM

    News_s@t

  40. 29 Mayıs 2020, 12:33 AM

    hüseyin22

  41. 29 Mayıs 2020, 12:12 AM

    cemo

  42. 29 Mayıs 2020, 12:09 AM

    jprekpa2

  43. 28 Mayıs 2020, 11:03 PM

    bigzura

  44. 28 Mayıs 2020, 10:38 PM

    VmaxMuRaT

  45. 28 Mayıs 2020, 10:38 PM

    hichem240

  46. 28 Mayıs 2020, 10:23 PM

    cimen

  47. 28 Mayıs 2020, 10:19 PM

    aaxiaoyu

  48. 28 Mayıs 2020, 10:15 PM

    Geegee

  49. 28 Mayıs 2020, 10:14 PM

    error

  50. 28 Mayıs 2020, 10:13 PM

    adem006

En çok sohbet edenler

Top